Gönül Sohbetleri

Günahları Terk Edene Hicret Sevabı Vardır

Günahları Terk Edene Hicret Sevabı Vardır

Allah-u Zülcelâl daha insan dünyada iken ahiretin ne şekilde olacağını bize beyan ediyor. Yani insanın hangi şekilde davranırsa kıyamet gününde kendisini kurtaracağını, hangi şekilde davranırsa kendini tehlikeye atacağını bildiriyor. Ayeti kerimede şöyle buyuruyor Allah-u Zülcelâl:

“Muhakkak kim nefsini tezkiye etmişse, temizlemişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.”(Şems, 9)

Yani, kim kendi nefsini kötü vasıflardan temiz ederse Allah onu iflah etmiştir, kurtuluşa eriştirmiştir ve onu iflah etmeye sebep olacak şeyleri dünyada ona nasip etmiş demektir.

“Kim de onu, nefsini tezkiye etmemiş ise hüsrana uğramıştır.” (Şems,10)

Yani kim de nefsini günahlardan, Allah’ın sevmediği şeylerden temizlememişse helak olmuştur, zarar etmiştir, buyuruyor Allah Zülcelâl. Demek ki Allah daha biz dünyadayken kendimizi bilmemiz için, “Bu kul cennetliktir, iflah olmuştur. Bu kul da cehennemliktir helak olmuştur” diye, anlayabilmemiz için bize bildiriyor.

İnsan günahlardan kendini muhafaza ettiği zaman, muhacir sevabı kazanıyor. Muhacir ne demek biliyorsunuz değil mi? Peygamber ve ashabı kiramlar, zahirî olarak, mallarını, evlerini terk ederek Mekke-i Mükerreme’den Allah rızası için Medine-i Münevvere’ye hicret etmişti. Bizim o zahirî hicrette payımız yok, onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram yaptı, fakat bizim de şu şekilde hicretten bir payımız vardır: Peygamber aleyhissalatu vesselam buyuruyor ki:

“Müslüman, elinden dilinden Müslümanların selamette olduğu (zarar görmedikleri) kimsedir. Muhacir de, Allah’ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp onları terk edendir.” (Buhari, İman 4-5; Müslim, İman 64-65)

Bakın ne diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, eğer Müslüman isen, hiç kimse senin elinden dilinden zarar görmeyecek. Biz “elhamdülillah Müslümanız” diyoruz ama “Müslüman, insanların elinden ve dilinden selametli olmasıdır” buyuruyor, Peygamber aleyhisselam. Demek ki Müslüman isek, ne elimizle ne dilimizle Müslüman kardeşlerimize eziyet vermememiz lazım.

İnsanların bizden yana selamet içinde olması lazımdır. Mesela gıybet etmememiz lazımdır. Gıybet ettiğimiz zaman, mümin kardeşimizin dilimizden selametli olmuyor. Hâlbuki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sizin dilinizden de selametli olması lazımdır demiş, buna çok dikkat edelim.

Muhacir de kimdir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beyan etmiş, yani Peygamber zamanındaki ashabın yaptığı hicretten sonra, kıyamet kopuncaya kadar Müslümanların yapacağı hicret nedir? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, kim Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınırsa, kendini muhafaza ederse, o da ashab-ı kiramlar gibi muhacirdir, Allah’ın yanında böyle kıymetlidir.

Allah’ın nehyettiği bütün şeylerden kendimizi sakınırsak, o muhacirlerin kazandığı sevaptan kazanacağız ve onların cümlesinden olacağız inşaallah.

Çünkü o zaman da, zahirî hicreti yapan şahıs, eğer niyeti Allah için değilse, o hicreti Allah’ın rızası için yapmadıysa muhacir sayılmıyordu. Bakın dikkat edelim, bir kişi Mekke’den Medine’ye Allah rızası için değil de, bir kadın, Medine’ye hicret ediyor, o da onunla evlenmek için, onunla beraber göçmek istiyorsa o muhacir sayılmıyor. Demek ki her şeyde niyet Allah’ın rızası olacak. Eğer insan Allah’ın nehyettiği günahlardan, haramlardan, hepsi giriyor içine, onların hepsinden Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle sakınırsa, onları terk ederse, o zaman hicret sevabı alıyor.

Yani anlaşılıyor ki, insan Allah’a meyilli, kalben yönelmiş olacak. Allah’ın rızasına daima müşteri olacak.

Din Nasihattir, Samimiyettir 

Bir hadis-i şerifte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Din Nasihattır,” yani samimiyet, kalbî yöneliştir.

Bir insan diyorsa ki “Benim dinim var, Müslüman’ım,” Peygamber ona diyor ki: “Din nasihattir.” Yani onda ihlâs, samimiyet varsa onun dini de vardır. Yoksa dini de yoktur.

Ashab-ı kiram demişler:

“Ya Rasulallah, kim için nasihat?” deyince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Allah’a, Kitabına, Resûlüne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara.” dedi. (Müslim, İman, 95)

Allah’a nasihat olur mu? 

Şimdi siz nasihat deyince, dinî sohbet olarak biliyorsunuz. Nasihat; ona meyilli olarak, ona talip olarak, samimi olmak demektir. Arapçada nasihat kelimesi, farklı manalara geliyor. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Allah’a nasihatli olacaksın, Kitabına, Resûlüne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara nasihatli olacaksın.”

Allah’a karşı nasûh olmak nasıl olur? Allah’a iman etmek, onun emir ve nehiylerine, içinden gelerek, gönülden itaat etmek, Allah’a karşı nasihatli olmak, samimi olmak budur.

Peygamber aleyhisselatu vesselama karşı, onun Allah-u Zülcelal’den bize getirdiği ayetlerine, sünnetine uymak, ona mutabaat etmek, o da Peygambere karşı nasihatli olmak demektir.

Allah’ın kitabına karşı nasihatli olmak, onun için de bütün emir ve nehiylere gönülden iman etmek, tabi olmak demektir.

Bütün Müslümanlara karşı nasihatli olmak ne demek, daima birbirimize Allah yolunda yardımcı olmaktır. İster senden üstün olsun, ister senin emsalin olsun, daima onları Allah yoluna, Allah rızasına çağırmak. Bu da bütün insanlara nasihat etmektir. İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem demiş ki, “Din budur, bunu insan yaparsa, kendi dinini muhafaza etmiş olur.”

İnsan dünyadayken de iyiyi kötüyü biliyor. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashab-ı kirama demiş:

“İnsanlara emr-i maruf nehy-i münker yap. Bir cemaatin yanından ayrıldığın zaman o insanların senin arkandan konuştukları zaman seni ferahlandıracak şeyi yap.”

Bakın buna dikkat edelim, şimdi buradasınız, bir şey yapıyorsunuz, siz gittiğiniz zaman insanlar sizin yaptığınız şeyi söyleyecekler. Eğer o yaptığın şeyi söyledikleri zaman senin hoşuna gidiyorsa onu yap. Çünkü bir insan Allah’ın razı olacağı şekilde davranırsa o kişiler onu methedecekler, o kişi de bunu duyunca onun hoşuna gidecek. O şeyi yap.

“Eğer sen cemaatten ayrıldıktan sonra senin hakkında söyleyecekleri şeyler senin hoşuna gitmeyecekse onu yapma.”

Neden, çünkü demek ki kötü bir şeydir. Burada ne güzel bir ders vardır insan için. Eğer kötü bir şey yaparsa da o zaman kötü konuşacaklar, kişi bunu duyunca da hoşuna gitmeyecek. O şeyi yapma o zaman.

Peygamberimiz bir ashabına bunu söylediği zaman bu bütün ümmetine söylüyor gibidir. Onun emri bütün ümmetine emirdir.

Himmet Her Şeyden Üstün 

Bunu her zaman söylüyorum çünkü çok mühimdir, bazı evliyalar demişler, “Himmet ile niyet bütün şeylerin üstündedir.”

Himmet yani bir şeyi yaparken ne kastediyorsun, maksadın ne ise o himmettir. Bu himmet, bütün o yaptığın şeylerin üstünde bir kıymete sahiptir. Önce himmet geliyor sonra o işi yapıyorsun. Ne olursa olsun, önce o istek, o kast kalbine geliyor, onun için o işi yapıyorsun.

O kast ve niyet ıslah oldu mu, yani o yaptığın işte maksadın sırf Allah’ın rızası oldu mu, o işin arkası öyle bir güzel geliyor, öyle Allah’ın rızasına sebep oluyor, öyle Allah-u Zülcelâl’in feyz, nisbet ve nuruna vesile oluyor ki… İşte sırf Allah-u Zülcelâl’in rızası için, halis niyetle yapılan amel Allah katında çok makbul oluyor.

Neuzubillah, önümüze gelen bir işi nefsanî isteklerle, Allah’a karşı gafletle, şeytan-ı lâinin vesvesesiyle, o işi günah olarak yaptığın zaman, o da insanı helak eder.

Ayet-i kerimede okuduk ya hani: “Kim, onun yani nefsinin kusurlarını temizlememiş ise hüsrana uğramıştır.”(Şems,10)

Onun için bir işi yapmadan önce bir durup düşünelim, bu iş sevap mıdır, günah mıdır?

Hepimiz az çok günahları sevapları biliyoruz elhamdülillah, “Bu günah ise bu benim için ilerde azab olacak,” diye bileceksin ve ondan kendini muhafaza edeceksin. Öbür şeyde ise, onda Allah rızası vardır, o zaman “Allah rızası için bunu yapacağım” diye böyle düşünerek kararını verdiği zaman, insan kolay kolay yanlış yapmaz.

Onun için bazı evliyalar demişlerdir ki: “Allah kendi kastının yanında bir duraklama yapana rahmet eylesin” demişlerdir. Yani durup bir düşünerek, kastını, niyetini düzelterek iş yapana dua etmişler. Çünkü insan hemen önüne ne gelirse yaparsa zarar etmiş olur.
Hülasa, dilimiz, kalbimiz, niyetimiz daima Allah’ı kastederse, yani Allah’ın rızasını talep ederse, bil ki ona Allah verecek. Çünkü Allah insana hayırlı amelleri nasip etmeyi dilerse ona, o talebi, o niyeti verir.

Eğer bir kişinin dili daima Allah’tan bahsediyor, Allah’ın rızasından bahsediyorsa, kalbinde aşk vardır, muhabbet vardır, niyeti daima Allah’tır. Onu böyle gördüğün zaman sen bil ki Allah ona hidayetini vermiş, Allah ona rızasını nasip edecek… Bu hal, bu amel, bu kişinin Allah-u Zülcelâl’in ona hayır irade ettiği manasına geliyor.

Ne Ekersen Onu Biçersin 

İnsan bakacak, ahirette senin yanında olmasını istediğin şey neyse, neyin seninle beraber olmasını seviyorsan, bu dünyada onu yap. Neyin de senin yanında olmasını, seninle beraber gelmesini çirkin görüyorsan, onu da terk et!

İnsan kabirde yanında ne olmasını ister? Bakın Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizî, Kıyamet, 26)

Öyleyse kendimize soralım, cennet bahçesi mi istiyorsun, yoksa cehennem çukuru mu istiyorsun?

Tabi sorarlarsa cehennem istemiyoruz, cenneti istiyoruz. Öyleyse cennet olmasının da yolu bellidir, cehennem olmasının da yolu bellidir.

Nefis daima, güzel yemekler, elbiseler, istirahat ve güzel şeyleri istiyor. Ona diyelim ki, “Sen bu kısa ömürde, bu kısa hayatta bunları istiyorsun. Bak herkes ölüyor, sen de öleceksin, dünya hayatı çok kısadır. Peki ahirette bunları niye istemiyorsun? Eğer istiyorsan, gel tevbe edelim Allah’a, bu gafletimizden, bu yaramazlığımızdan vazgeçelim. Allah’ı razı edelim, gör bak Allah sana ne verecek?”

Sen diyorsun ki, “Ben arpa ekeceğim buğday biçeceğim.” Olmaz ki. Ne ekersen onu biçersin.

Eğer sen cennet tohumunu ekersen, zikir, ibadet, salih amel yaparsan, o zaman cennete gideceksin. Yoksa gidemezsin.

İşte nefsimizle böyle hesaplaşmamız lazım. Şahı Nakşibend diyor ki: “Her kulun en azından üç saatte bir kendini bir hesaba çekmesi lazım.”

Eğer üç saattir ibadetle geçirmişse “Allah’a şükür, Allah nasip etti, bu ibadeti yapmamı” diye şükredecek. Eğer gafletle hatayla geçirmişse, hemen tevbe edecek “Ya Rabbi nefsimin kötülüğünden sana tevbe ediyorum. Ne olur bana salih amel nasip eyle, benim nefsimi hayırlarda kullan” diye Allah’a dua edecek. İşte böyle yaparsa inşaallah Allah nasip eder ona.

Hesabın Kolay Olması İçin…

İnsan eğer kendi nefsini bu dünyada hesaba çekerse, o zaman ahirette hesabı hafif olacak. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ya Rabbi benimle kolay hesap gör” diye dua etmiştir.

Kolay hesap nedir? Yani onun hatalarını ona gösterir ama “Ben onları affettim Ya kulum” der. Böyle ince ince hesap görmez. Ayette buyuruyor ki:

“Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecek.”(İnşikâk, 7-9)

Allah kimi ince ince hesaba çekerse muhakkak azap görür. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Allah kimi hesaba çekerse o kul azap görecektir.” (Buhari, Rikak, 49/123) Çünkü hesap zordur, Allah seni ince ince hesaba çektiği zaman kurtulamazsın.

Öyleyse ahiret gününde böyle hesaba çekilmek istemiyorsak bu dünyada nefsimizi hesaba çekelim, ona “Sen niçin ahiret günü için çalışmıyorsun? Neden Allah’a karşı nankörlük ediyorsun? Ona şükretmiyorsun? Onun bu nimetlerine karşı güzel ibadet etmiyorsun?” diye onu biraz kınayalım, biraz sert davranalım ona…

O zaman Allah-u Zülcelal bize merhamet edecek, inşaallah.

“Benim Kulum zayıftır, elinden bu kadar amel yapmak geliyor. Benim rızam için nefsini azarlıyor, kendiyle hesaplaşıyor, onu tahkir ediyor, benim için eleştiriyor nefsini…” diye bize acıyacak. O zaman bizi kendi nefsimize galip de edecek inşaallah.

Allah-u Zülcelal bizi nefsimizin eline bırakmasın, ona galip gelmeyi nasip etsin inşaallah.

konyeviradyo,konyevi radyo

happy wheels

konyeviradyo

Eylül 4th, 2014

No Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir