Gönül Sohbetleri

ALLAH’A, DİLENCİ GİBİ YALVARALIM

ALLAH’A, DİLENCİ GİBİ YALVARALIM

 

 

Mekân, zemin şahitlik edecek…

Dünyaya, böyle sanki hiçbir şey yokmuş gibi bakıyoruz. Fakat Allah-u Zülcelal, bütün kâinatı; toprak, ağaç, taş gibi her ne varsa kıyamet gününde bizim üzerimize şahit olarak getirecektir. İster sevap yapalım, istersek günah yapalım; nerede ne yapmışsak kıyamet gününde Allah Azze ve Celle o taşı, o ağacı, o yeri dile getirecek ve üzerimize şahitlik yapacaklardır.

Ayet-i kerimede şöyle buyuruyor Allah Azze ve Celle; “Yer, (o şiddetli) zilzâl’iyle (sarsıntısıyla) sarsıldığı; yeryüzü, ağırlıklarını (dışarıya) çıkardığı ve insan: ‘Buna ne oluyor?’ dediği zaman! O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır. Çünkü Rabbin, (bunu) ona vahyetmiştir (emretmiştir).” (Zilzal; 1-5)

Kıyamet gününde toprak; yükünü, yer altında kabirdeki insanları, hazineleri yeryüzüne çıkaracaktır. Ve insan diyecek “Buna ne oluyor?” “Bütün hazineler, insanlar toprağın altından çıktı, bunlara ne oldu? O zaman yeryüzü, bütün üzerinde yapılmış olan amellere karşı şahitlik edecektir. “Bu kul, benim üzerimde namaz kıldı, zikir yaptı! Bu kul da benim üzerimde günah yaptı!” Biz nerede ne yapmışsak o yerlerin hepsi, kıyamet gününde bize şahitlik edeceklerdir.

Buna inanmak lazım. Zaten inanmazsa kâfir olur, bunlar ayet-i kerimelerle sabittir, Allah buyuruyor Azze ve Celle. Kelamını nazil etmiş kullarına, biz de elhamdulillah iman etmişiz.

Bunlar kendi kendine mi yapıyorlar? Allah, o toprağa, o yere vahyediyor “Konuş!” diye emrediyor. Onlar da; o ağaçlar, o taşlar, o halı, insan nerede ne yapmış ise o cansız olan şeylerin hepsi insanına şahitlik edeceklerdir. Bu yetmez mi bize! Biz böyle sakin görüyoruz dünyayı ama öyle değil! …

Bir ufak çocuktan dahi hayâ ediyor insan, bazı kötü şeyleri gizli yapmak istiyor ama onun Rabbi ona muttalidir. Yer, gök, kâinat ona şahitlik ediyor.

Kıyamet gününde kim istemez, her gün, her saat, her dakika onun sevabına şahitlik etsin. Herkes istiyor ama sadece istemek de doğru değildir. Biraz çaba göstermemiz lazım…

Hem müjde vardır hem de korkmalıdır insan. Müjdedir; sevap yapanlara, zikir yapanlara, İslam hizmeti yapanlara, nerede oturursa orada Allah’tan bahsedenlere. Ne mutlu onlara!…

Bir de -neuzubillah- nerede oturursa Allah’ın gazabına sebep olan şeyler konuşmak… Onunla meşgul olmak! Neuzubillah…

Akıllı kimsenin yapması gereken üç şey

Yahya bin Muaz-i Razi rahmetullahi aleyhi şöyle buyuruyor, ne güzel söylemiş: “Akıllı olan kimselerin, üç şeyi yapmaları lazımdır. Bir tanesi dünyanın muhabbetini kalpten çıkarmak ve onun yerine Allah-u Zülcelal’in muhabbetini yerleştirmek.

Şimdi bazı insanlar öyle anlıyorlar; dünyayı seversen, dünya malını seversen sanki malı fazla olacak(!) Böyle değil! Peygamber Süleyman aleyhisselatu vesselam, hiç dünyayı sevmemişti ama bütün dünya onundu. Ashab-ı Kiram’dan çokları vardı ki, hiç dünyayı sevmiyorlardı ama Allah-u Zülcelal mal vermişti onlara. Sevgiyle mal çoğalmıyor! Muhabbet yalnız Allah’a olmalıdır. Hak, o kalbi yaratan Allah Azze ve Celle, onun yaratıcısıdır, onun sevgisinin orada olması lazımdır.

Yahya bin Muaz-i Razi, “Akıllı olan insan” diyerek devam ediyor, “Dünya onu terk etmeden önce, dünya muhabbetini kalbinden çıkarmalı.” diyor.

İkincisi, “Kabre girmeden önce insan, kabrini güzel yapmalı.” diyor. Ne güzel söylemişler.

Kabre girdikten sonra, dünyadaymış gibi, “Benim evim yoktur, bir ev yapayım…” Yok öyle! … Kabre girdikten sonra, ne şekildeyse öyle kalacak. Kabre girmeden önce, şu dünyada yeryüzündeyken “Ed-dünya mezraatül-ahireti…” Dünya, ahiretin tohumunun atılacağı ekim yeridir.” Burada kabrin tohumunu atıyoruz, haşrin tohumunu atıyoruz. Sırat köprüsünün üzerinden geçmek için tohum atıyoruz. Burada, kabre girmeden önce kabrimizi düzeltmemiz lazımdır. Kabre girdikten sonra düzeltmeye imkân yoktur.

Üçüncüsü, “Rabbinin huzuruna varmadan; yani ölmeden önce, Allah’ın huzuruna varmadan önce insanın, Allah-u Zülcelal’i kendinden razı etmesi lazımdır.”

“Oraya gideyim, namaz kılarım” diye bir şey yok. İbadet, zikir, taat, Allah-u Zülcelal’in rızasına sebep olacak ameller bu dünyadadır. Bu dünyada yaparsak Allah’ın huzuruna vardığımız o zaman, Allah da bizden razı olacak, cennet nimetlerini bize nasip edecektir. Bu üçünü böyle yaptığımız zaman, hem dünya hem ahiret huzuru ile zafer kazanacağız, inşaallah…

Bazılarına Allah ne kadar çok vermiştir; ne güzel düşünüyorlar, her şeyden bir ibret alıyorlar.

Anlatırlar, bir evliyanın evine hırsız girmiş, evinden kıymetli eşyalarını çalmış gitmiş. Sabahleyin kalkınca bakıyor, eşyaları çalmışlar gitmişler. “Elhamdulillah şeytan kalbime girmedi, Allah’ın muhabbetini, benim imanımı çalmadı (asıl önemli olan bu).” diyor.

R1569401

Allah rızası dünya saltanatından kıymetlidir

Yani, Allah-u Zülcelal’in rızasından başka hiçbir şeyin değeri yoktur, geriye kalan ne varsa geçicidir hepsi. Süleyman aleyhissalatu vesselamdan bahsettik, bütün dünya onundu. Onun tahtını rüzgâr, böyle uçak gibi her yere götürüyordu. Cinler, insanlar, merasim şeklinde ardından gidiyorlardı. Bir abid, “Ya Süleyman, bu ne saltanattır?” diye sordu. Süleyman aleyhisselam dedi: “Hiç merak etme! Sen sadece bir sefer “Subhanallah” dersen bu, Süleyman’ın saltanatından daha hayırlıdır, daha iyidir. Bu saltanat geçicidir, yok olacak, ben de yok olacağım! Amma ‘Subhanallah’ın sevabı Allah’ın katında bakidir. O fani değildir, senin karşına çıkacak ve onunla sevineceksin.

Bir ‘Subhanallah’ kelimesi hakkında, bakınız, Allah’ın peygamberi, “Bu benim saltanatımdan daha hayırlıdır” buyurmuş. Az nice anlattığımız evliya da demiş: “Elhamdülillah, şeytan benim kalbime girmedi, benim imanımı, bendeki Allah’ın muhabbetini çalmadı. Bu dünya malı geçicidir; gider gelir, bir şey değildir.” demiştir.

Kendimizi, daima Allah-u Zülcelal’in huzurunda fakir, muhtaç olarak görelim. Bahusus, Allah’ın rızasını kazanmayı, imanın bizim kalbimizde daima bulunmasını, imanla dünyadan ayrılmayı, bir dilenci gibi fakir ve muhtaç olarak Allah’tan istememiz lazımdır. Eğer bir kimse, böyle kendisini Allah’a karşı zelil, fakir, muhtaç görürse; bu şekilde Allah’a yalvarırsa, Allah Azze ve Celle meleklerine diyor ki, “Eğer benim kulumun benimle konuşmaya, cevap vermeme takati olsaydı ‘Lebbeyk! Lebbeyk!’ diyecektim.” Biz Allah’ı tanımıyoruz, Allah öyle şefkatlidir, öyle çok kerem sahibidir.

Bu hali, bu fakirliğimizi, muhtaçlığımızı daima sürdürelim, ölünceye kadar, daima bu şekilde bu hal üzere olalım inşaallah.

Hikmet sahibinin öğüdü

Hikmet ehlinden bazıları ne güzel yol göstermişler, Allah’ın kullarına. Onlardan bir zat, bir kula demiş ki “Allah’tan utanın! Sen Allah’a ne kadar yakın olursan o kadar Allah’tan utanır hayâ edersin.”

Allah ne buyurmuş ayet-i kerimede: “… Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf; 16) Allah bize, şah damarımızdan daha yakın olduğu için, ona karşı çok hayâlı, edepli olmamız lazımdır.

Ve “Ondan korkun!” demişler. Allah’ın kudretinin senin üzerinde ne kadar büyük olduğunu bilerek idrak et ve O’ndan o şekilde kork. Fakat biz, Allah-u Zülcelal’i tanımadığımız için korkmuyoruz. Göz ile görülmeyen ufacık pire gibi böcekler var. Biz, Allah nezdinde, o böcekler kadar bile değiliz. Bir anda eritebilir bizi, bir anda yok edebilir. O kadar zayıfız. O şekilde korkmamız lazım. O’nun emri “Kûn fe yekun”dur. “Ol” der, derhal oluverir. Bu kadar.

“Ve dünyada ne kadar kalacaksan o kadar süre, sana yetecek kadar geçimini temin et, maişetini bul ve sen, Allah katındaki hazinelere ne kadar muhtaç isen o kadar Allah’a itaat et!”

Dünyada zaten her an, her şeyimizle Allah’a muhtacız! Bunu biliyoruz… Ama iş ahirete gelince orası ebedidir. Asıl o zaman daha iyi bileceğiz. Bir; Haşir Meydanı’nı, o mizanı gördüğümüz zaman; sevaplar, günahlar terazinin kefesine konulduğu zaman, hangi uçları ağır gelecek, hangisi hafif gelecek diye, insan gözünü ondan ayıramayacak! O zaman, Allah’a ne kadar muhtacız, şuan tam bilemiyoruz ama o zaman tam bileceğiz.

O’nun için Peygamber sallallahu aleyhi vesellem annemiz, Aişe’ye buyurmuşlar; “Kıyamet gününde üç yerde, kimse kimseyi hatırlamıyor:
Bir; sırat köprüsünde… İki; insanın amel defterleri yukarıdan kar taneleri gibi insanlara gelirken, “Acaba bana sağ elimden mi gelecek yoksa sol elimden mi?” diye beklerken; Allah’ın rahmetine bakıyor o zaman da…

Üç; günah ve sevaplar tartılırken, terazinin kefesine konulduğunda, hangisi ağır gelecek diye beklerken… İnsan ona bakıyor, o an kimseyi hatırlamıyor. Gece-gündüz sevap kazanayım, hizmet edeyim, zikir yapayım, namaz kılayım ki bu sevaplar ağır gelsin kıyamet günü, demiyor insan. İşte bundan gafil kalıyoruz.

O’nun için hep gafletle, hep -neuzubillah- günahla geçiriyoruz günlerimizi. Günahtan sonra, tevbeye kaçalım hemen. Bu şekilde olursa inşaallah, kolay olur o zaman. Hiç bir şey yapmazsak şimdi elimizde fırsat varken, kendimizi perişan edeceğiz.

R1569404

Kaybetmemenin çaresi şükürdür

“Ve Allah-u Zülcelal’in sizin üzerinizdeki nimetleri miktarı kadar, Allah’a şükredin!”

En büyük nimet imandır. Allah bize iman vermiş elhamdülillah. İmanla insan, ebedü’l-ebed cehennem ateşinden muhafaza oluyor. Şayet günah yapar tevbe etmezse Allah dilerse affeder, dilerse azap eder. Azap ederse günahı kadar cezasını çektikten sonra, yine cennete girecek. Ama iman yoksa -neuzûbillah- ebedü’l-ebed oradadır. Bu yüzden iman en büyük nimettir.

Allah’a şükredelim, hamd edelim. Sadece dille değil, ibadetle, zikirle, İslam hizmetiyle, nerede olursak tevbeyi başka insanlara anlatmak suretiyle… Bu iman nimetine karşı Allah-u Zülcelal’e hamd ve şükürde bulunuyoruz ki Allah-u Zülcelal görsün bizi. Böyle şükürde bulunursak imanımızı muhafaza etmiş oluyoruz. Allah-u Zülcelal, inşaallah, hem dünyada hem ahirette imanlı olmayı nasip edecektir o zaman…

Şeytan hiç ‘Elhamdulillah’ dememiştir. O kadar ibadet yapmış göklerde ama hiç ‘Elhamdulillah’ dememiş, şükretmemiştir. Allah’a nankörlük yapmıştır. Allah da nimetlerini almıştır ondan. Onun için daima “İman nasip ettiğin için, İslam’ı bana nasip ettiğin için elhamdulillah Ya Rabbi” diyelim, Allah’a şükredelim ve bunu fiilen gösterelim. Ne varsa bende Allah vermiştir onu bana ama benim bir şeyim yoktur, bir istihkakım, hakkım yoktur. Allah beni seçti, bana iman nasip etti. İmandan sonra, Hz. Peygamberin ümmetinden yarattı, camiye getirdi, tevbe nasip etti günahtan sonra…

Çünkü eğer insan, o günahla tevbe etmeden ölürse Allah onu affetmezse günahının cezasını çekecek. Fakat insan tevbe ettiği zaman, hadis-i şerifte buyruluyor, “Günahından tam olarak dönüp tevbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mâce, Zühd, 30; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 10/150)

Tevbe öyle kıymetlidir ki…

Daima tevbenin kıymetini bilmemiz ve tevbenin bizimle beraber tâ kabre kadar gitmesi lazımdır. Biz tevbenin kıymetini bilirsek, daima Allah’ın nimetinden bahsedersek, namaz kılarsak, zikir yaparsak, Allah-u Zülcelal’de “Benim kulum bana karşı samimi” diyecek ve bizi muhafaza edecektir, inşaallah. Elimizden geldiği kadar kalbimizi Allah’a karşı düzeltelim. Kalbimiz Allah’a karşı mahzun olsun.

Talepli olalım, haris olalım, Allah katındaki ecir ve sevaplara müşteri olalım. Böyle olursak Allah-u Zülcelal de bize verecektir inşaallah.

Seher vakti tevbe edelim. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu: “Allah, her gece dünya semasına, gecenin son üçte biri kaldığında rahmetiyle tecelli eder ve şöyle buyurur: ‘Bir isteyen yok mu ki onun istediğini vereyim? Bir dua eden yok mu ki ona icabet edeyim? Bir mağfiret dileyen yok mu ki kendisini bağışlayayım?” (Kurtubî, c. 2/4, 39)
Bu şekilde tevbeye çağırıyor bizi Allah azze ve celle…

Onun için bizim kendimizi, biraz göstermemiz lazım. Hatta dua ve tevbe ettiğimiz zaman, ısrarla tekrar ederek yapalım. “Ya Rabbi! Beni affet! Ya Rabbi beni affet! Ya Rabbi beni affet!” diye, böyle tekrar tekrar söylersek Allah daha çok seviyor. Böyle olursak inşaallah, Allah bizi muhafaza edecek, affedecek, bize sahip çıkacaktır.

Allah-u Zülcelal hepimize, razı olacağı şekilde amel-i salih nasip etsin. Bu nefis çok yaramaz, o kadar bize zarar veriyor ki Allah-u Zülcelal, bizi kendi nefsimize teslim etmesin, nefsimizi hayırlarda kullandırsın inşaallah.

happy wheels

konyeviradyo

Şubat 16th, 2016

No Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir